![]() |
||
Fikret Akfırat - Aydınlık, 14 Ağustos 2005, Sayı 943, Sayfa 4-12.
![]() Şevket Akalın, Cem Boyner'in Yeni Demokrasi Hareketi'nin Beşiktaş îlçe yöneticisiydi. Amerika'nın Irak'ı işgalinin ardından ülkenin kuzeyinde özellikle Kukla Devlet yöneticileriyle kurduğu yakın ilişkiler sayesinde ticarete atıldı. Akalın, Amerikalılarla beraber çalışıyor, fuarcılıkla uğraşıyordu. Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı'nda çalıştıktan sonra ayrılmış, İstanbul ve Diyarbakır merkezli olmak üzere ticaret, esas işi olmuştu. Bürokratik kariyeri sırasında "bölücülük" nedeniyle soruşturma geçirmişti. Birçok DEHAP'lı belediyeye danışmanlık yapıyordu. Güneydoğu bölgesindeki işadamlarını örgütlüyordu. 1 Şubat 2004 tarihinde Kurban Bayramı'nın birinci günü Erbil'deki KDP binasındaki patlamada öldü. Diyarbakır'daki cenazesinde Kürtçe "şehitler ölmez" sloganları atıldı. GÜNEYDOĞU İLE KUKLA DEVLET ARASINDA EKONOMİK ENTEGRASYON Akalın, Diyarbakır'da 27 Eylül-03 Ekim 2003 tarihlerinde düzenlenen "2003 2.Ortadoğu Endüstri Fuarı"ını organize etmişti. Botan Fuarcılık'ın sahibi olan Akalın, Türkiye'nin güneydoğusundan ve Irak'ın kuzeyinden Kürt işadamlarını biraraya getirmişti. Fuara, Erbil, Duhok ve Süleymaniye ticaret ve sanayi odalarının yanısıra Erbil'de bulanan Kuzey Irak Müteahhitler Birliği de katılmıştı. Bu tür bir organizasyon ilk kez oluyordu. Bütün bu gelişmelerin anlamını, ABD'nin Edelman'dan önceki Büyükelçisi Pearson'ın, Türkiye'den ayrılmadan kısa bir süre önce 17 Temmuz 2003 'te Türkiye Müteahhitler Birliği'nin verdiği yemekte söyledikleri özetliyor: "Türkiye'nin güneydoğusuyla Irak'ın kuzeyi tek bir ekonomik bölgedir." Amerikan işgalinin hemen ardından Kukla Devlet'in sınırlarının kuzeye, yani Türkiye'nin güneydoğusuna doğru genişletilmesi için zemin oluşturulmaya başlanmıştı. Bunun için ilk iş, Kukla Devlet'in güneydoğuda yaşayanlar için ekonomik bir cazibe merkezi haline getirilmeye çalışılmasıydı. MAL TAŞIMANIN ŞARTI: KÜRT ORTAK Nitekim, bu faaliyet şimdi de yoğun bir şekilde devam ediyor. Türkiye'yle Irak arasında ticaret hacmi 2,5 milyar doları buldu. Bu sadece mal ihracat ve ithalatıyla ortaya çıkan para. Bir de 1.2 milyar dolara ulaşan altyapı yatırımları var. Bu altyapı yatırımlarının önemli bir kısmı da Kukla Devlet için yapılıyor. Aydınlık'ın hem Güneydoğu bölgemizde, hem de Kuzey Irak'ta yaptığı araştırmadan ortaya çıkan tablo şu: Güneydoğu'da ayrılıkçılık temelinde siyaset yürütenlerin önemli bir bölümü Kukla Devlet yöneticilerinin ticari ortağı haline gelmiş durumda. Her türlü ticaret bu kişiler üzerinden yapılıyor. Kukla devlet yöneticileri Irak'a mal gönderecek firmalardan mutlaka bir "Kürt ortak" bulmalarını istiyorlar. Bu ortaklar daha çok yöneticilerin yakınları, akrabaları arasından seçiliyor. Türkiye'nin Güneydoğusu'ndan Kürt kökenli yurttaşlar da "ortak" olarak kabul edilebiliyor. Eğer bu şartı yerine getirmezseniz, mallarınız nereye giderse gitsin, Habur'dan geçtikten sonra, gideceği yere sağlam bir şekilde ulaştırılmıyor. Kamyonlar yakılıyor, kamyoncular öldürülüyor. Bölgeye mal taşıyan kamyoncular, bir dönem çok artan kamyonlara yönelik saldırıların direnişçiler tarafından yapılmadığı bilgisini veriyor.
BARZANİ VE TALABANÎ'NİN TÜRKİYE'DEKİ FİRMALARIBunların yanısıra, çok önemli bir gelişme de 1991 yılından sonra Türkiye'de sayıları hızla artan Kuzey Irak kökenli firmalar, istihbarat birimlerine göre özellikle Mersin Serbest Bölgesi'nde Barzani'nin çok sayıda firması faaliyet yürütüyor. Askeri kaynaklar da Türkiye'de, Barzani ve Talabani'nin resmi ve gayrı resmi ortaklıklar yoluyla sahip olduğu 175 firma bulunduğunu kaydediyor. Yine Türkiye'den Irak'ın kuzeyine mal satan çok sayıda büyük firma, Kukla Devlet yöneticilerinin isteğiyle ana bayilikleri yönetici yakınlarına veriyor. Örneğin bir Iraklı Türkmen bulunduğu kentte bayilik almak istediğinde, ana bayi, "kendini Kürt diye yazdırırsan bayiliği alırsın" şartını koşuyor. Daha önce Irak'ın kuzeyinde küçük de olsa ticaret yapabilen Türkmen işadamları AKP Hükümeti'nin bu uygulamayı bırakın engellemeyi, teşvik ettiğini vurguluyor. Iraklı Türkmenler, Amerikan işgalinin ardından AKP Hükümeti nezdinde bu durumun önlenmesi için yaptıkları girişimlerden hiçbir sonuç alamadılar.
Erbil'deki KDP binasını hedef alan bombalı eylem nedeniyle bir günlük yas ilan eden dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Feridun Çelik'in de, Kukla Devlet yöneticileriyle yoğun ilişkiler içinde olduğu belirtiliyor. Çelik, merkez ilçeler ve Ergani, Silvan ile Bismil belediye başkanlarıyla ortak bir açıklama yaparak, Akalın'ın da öldüğü Erbil'deki saldırıya tepki göstermiş ve şunları söylemişti: "Bu hunharca saldırının demokratik ve federal Irak'ın tartışıldığı bir dönemde, demokratik ve federal bir Irak için yıllardır mücadele eden KDP ve KYB bürolarına yönelik yapılması düşündürücü olduğu kadar kaygı vericidir de. Saldırı Irak Kürtlerinin demokrasi, barış ve özgürlük taleplerine yönelik gerçekleştirilmiştir". Fuarcı Şevket Akalın ve Feridun Çelik, Güneydoğu ve Kuzey Irak'tan belediyelerin oluşturacağı, "Kürt Belediyeler Birliği" projesi için çalışıyorlardı. Şimdi bu faaliyeti, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin yeni Başkanı Osman Baydemir üstlenmiş durumda. Baydemir, seçimden önce ROJ TV'de katıldığı bir programda "Dicle'ye kıyısı olan Belediyeler Birliği" kuracaklarını söyleyerek oy istemişti.
"Güneydoğu'nun Barzanileştirilmesi"nin ekonomik zemini oluşturulurken yürütülen propaganda atağı da dikkat çekiyor. 1970'li yılların sonundan itibaren bölgeden kendisi dışındaki bütün Kürt milliyetçisi örgütleri silen PKK'nın yerini, adım adım Barzani'nin ve kukla Devlet'in artan etkinliğinin aldığı gözleniyor. Yapılan propagandada şu unsurların öne çıktığı görülüyor: "Barzani haklı çıktı. PKK, Kürtlerin tarih boyunca elde ettikleri fırsatın bozulmasına yol açıyor. Bölge devletlerinin Kuzey Irak'ın üzerine yürümesi için bahane oluyor." Barzani taraftarları, PKK'yı "Türk devletinin kontrolünde" olmakla suçluyor. Nitekim Kukla Devlet yöneticileri de, sınır ötesi operasyon tartışmaları hakkında, "Türkiye istese Kandil'e 1997'de girer ve PKK'yı bitirirdi. Ama Kuzey Irak'a müdahale etmek için bunu yapmadı" görüşünün propagandasını yapıyor. Eskiden kapalı kapılar ardında ve dost meclislerinde dillendirilen bu görüşler artık açıktan kahve sohbetlerinde yapılıyor. Yine Mesut Barzani'ni yazdığı "Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi" başlıklı kitaptan binlercesi Güneydoğu bölgemizde parasız dağıtılıyor, dükkânlara Barzani'nin posterleri asılıyor.
AKP hükümetinin sağladığı olanaklar sayesinde, Güneydoğu'da hiç olmadığı kadar açık bir şekilde Kukla Devlet ve "Türkiye'de federasyon" propagandası yapılması da sürecin en önemli noktalarından. 16 Temmuz 2005'te Diyarbakır'ın en işlek yerlerinden Ofis semtinde, başkanlığını Abdülmelik Fırat'ın yaptığı Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR)'ne mensup 10 kişi bir masa açtı. Kürtçe ve Türkçe "Kürdüm, tarafım, talep ediyorum" yazıları bulunan tişörtler giyen eylemciler, Türk-Kürt federasyonu için imza toplamaya başladı. Kampanyaya katılan ve faaliyetleri mahkeme tarafından durdurulan Kürd-Der sözcüsü İbrahim Güçlü ise megafonla Kürtçe "Kürt haklarını almak için sen de bir imza at" sözleriyle imza topladı. HAK-PAR İl Başkanı Halis Nezan da, kampanyanın amacını, "Irak benzeri federatif yapının Türkiye'de de kurulması" olduğunu söyledi. Yine Türkiye'de ilk kez açık ve yasal bir toplantıda Şeyh Sait anıldı. 28 Haziran 2005'te, 1925 yılında İstiklal Mahkemesi tarafından Diyarbakır'da idam edilen Şeyh Sait ve arkadaşları, Kürd-Der tarafından anıldı. Diyarbakır Ulu Cami önündeki anma töreninde Şeyh Sait ve arkadaşlarının fotoğraflarını taşıyan yaklaşık 50 kişilik grup, Kürtçe, "Şehitler ölmez" diye slogan attı. Gösteriye katılan sosyete antikacısı Nil Demirkazık da grubun içinde "zafer işareti" yaptı. Polisin müdahalede bulunmadığı kalabalık daha sonra sessizce dağıldı.
Kukla Devlet yönetiminin elinin, Türkiye'nin içine ne kadar uzandığını göstermesi bakımından daha dikkat çekici bir olay var: Amerikan işgalinden sonra, Türkiye'den Kürt gençleri Kukla Devlet üniversitelerinde okumak üzere Irak'ın kuzeyine götürülmeye başlandı. Bölgedengeçen üç yıl içinde çok sayıda gencin bu "üniversitelere" götürüldüğü belirtiliyor. Yine bir başka bilgi, bölgedeki birçok yurttaşa Kukla Devlet kimliği dağıtılması. Önümüzdeki günlerde kesinleştirilecek Irak'ın yeni Anayasası'yla resmileştirilecek olan "Kürdistan Federe Bölgesi" kimliği aleni olarak Güneydoğu bölgemizde Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına dağıtılıyor. Bu uygulamayla iki amacın güdüldüğü anlaşılıyor. Kısa vadede Kerkük ve Musul'da Kukla Devlet lehine nüfus bileşiminin değiştirilmesini sağlamak. Bir sonraki adımda ise Kukla Devlet'in Türkiye'nin Güneydoğusu'na doğru genişletilebilmesinin maddi zeminini oluşturmak.
ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'ndeki rolünü "Diyarbakır'ı BOP'un merkezi yapacağız" açıklamasıyla ilan eden Tayyip Erdoğan'ın yönetimindeki AKP Hükümeti, Erbil'de direnişçiler tarafından düzenlenen iki büyük çaplı saldırı sırasında yaralananların tedavisi için yardım teklifinde bulunmuştu. Abdullah Gül, her iki saldırıda talimat vererek, KDP ve KYB nezdinde girişimde bulunulmasını sağlamış ve ihtiyaç duyuluyorsa yaralıların tedavisinin Türkiye'de sağlanabileceği mesajını Kukla Devlet yöneticilerine ulaştırmıştı. Gül bunun yanısıra, KDP lideri Mesud Barzani ve KYB lideri Celal Talabani'ye saldırıları kınayarak, başsağlığı dileyen mesajlar göndermişti. TAYYİP ERDOĞAN SOROSÇULARLA ANLAŞTI İşte tam bu ortamda Tayyip Erdoğan 10 Ağustos 2005 günü, "seçim barajının düşürülerek Kürtler'in Meclis'te temsiliyetinin sağlanması, PKK'ya genel af çıkarılması, AB reformlarının sürdürülmesi ve askere ilave yetki verilmemesi" talepleriyle yola çıkan aydınlarla Başbakanlık'ta üç buçuk saatlik bir görüşme yaptı. Görüşmenin sonunda bir mutabakatın ortaya çıktığını heyetin sözcüleri açıkladı. Heyet sözcüsü Gencay Gürsoy, "Başbakan Erdoğan, Kürt sorununun demokratik platformlarda, demokrasiden taviz verilmeden çözüleceği konusunda bir teminat verdi. Bu son derece önemlidir ve ziyaretimizin başarıyla sonuçlandığının kanıtıdır" diye konuştu.
Oysa son bir ay içinde Genelkurmay Başkanı ve İkinci Başkanı, yetkilerinin AB yasaları nedeniyle kısıtlandığını belirtmişlerdi. Çankaya'da yapılan değerlendirmede ise "AB yasaları terörü besliyor mu" sorusu yöneltilmeye başlandı. MANDACILARIN PKK ELEŞTİRİSİNİN AMACI Bütün bu gelişmeler yaşanırken mandacı basının son zamanlarda PKK eleştirilerini yoğunlaştırdıkları gözleniyor. Bu propagandayı iki açıdan ele almak gerekiyor: Birincisi, özellikle Güneydoğu'da Kukla Devleti ve Barzani'yi güçlendirmek; ikincisi ABD'nin PKK'ya karşı bazı göstermelik eylemleri için kamuoyunu hazırlamak. ABD'nin bu politikayı, Türkiye'nin Kukla Devlet'i tanıması ve BOP'ta rol üstlenmeye razıolması için "havuç" olarak kullanacağı belirtiliyor.
Tayyip Erdoğan, Sorosçu aydınlarla görüşüp, mutabakata varırken, yakın adamı AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan da 8-9 Ağustos günlerinde Vatan gazetesine yayınlanan röportajda şunları söylüyordu:
İhsan Arslan'dan, HAK-Par Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Güçlü'ye, Şeyh Sait'in torunu Abdülmelik Fırat'tan "Türkiye'de federasyon istiyoruz" talebini içeren "Kürtler ne istiyor" bildirisini örgütleyen Serbesti Dergisi Yazıişleri Müdürü Ümit Fırat'a ve Cengiz Çandar'dan Ertuğrul Özkök, Taha Akyol, Hasan Cemal'e, değişik kesimlerden bir koro, son dönemde şu propagandayı yapmaya başladı: "Kürt devletini tanıyalım. Kırmızı çizgilerden vazgeçelim. Böylece PKK'yı da tasfiye ederiz." İşte bu, Aydınlık okurunun yıllardır çok yakından bildiği Pentagon'un Kürt Senaryosu, açık ifadesiyle "Türkiye Himayesinde Kürdistan" planından başka bir şey değil. Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in de aynı günlerde "Özal'ın federasyon" fikrini öven açıklamaları boşuna değil!
ABD, bu planı yeniden Türkiye'nin önüne koymuş durumda. Amerika Türkiye'den PKK'ya af ve örgütle dolaylı da olsa temas kurulmasını istiyor. ABD'nin Ankara'ya yeni atanan maslahatgüzarı Nancy Mc Eldowney de, Erdoğan'la 8 Ağustos günü Başbakanlık'ta yaptığı görüşme sonrasında, "PKK ile mücadelede farklı yöntemler kullanılması gerektiğini" söyledi. ABD, Türkiye ve Irak arasında Washington'da 6 Ağustos'ta düzenlenen PKK gündemli toplantıda Amerikan tarafı sadece arabulucu olduğunu söyledi. Irak'ı üç yıla yakın süredir işgal altında tutan Amerika'nın bu tavrı Türk tarafında tepkiyle karşılandı. Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay ve MİT'in üst düzey yetkililerinden oluşan Türk heyeti, kukla Kürt yönetiminin Dohuk valisi ile muhatap edildi. Toplantılarda Türk tarafını Dışişleri Bakanlığı İstihbarat Dairesi Genel Müdürü Büyükelçi Hayati Güven başkanlığında bir heyet temsil ederken ABD tarafından Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcıcı Matt Bryza katıldı. Irak tarafından ise içişleri ve dışişleri yetkilileriyle birlikte kukla yönetimin Dohuk valisi toplantılarda hazır bulundu. Üçlü PKK toplantılarının ilki, Ocak ayında İstanbul'da yapılmıştı. Türk tarafı, Kandil dağı ve Irak'ta bulunan PKK'lıların listesini Amerikan ve Irak tarafına vermişti. Her toplantıda ABD'nin PKK ile ilgili adım atacağı umudu yayılıyor. Oysa ABD, Türkiye'nin kendileriyle değil Irak yönetimiyle muhatap olmasını istiyor. Irak'ın Türkiye Büyükelçisi ise kuzeyi kontrol edemediklerini açıklayarak topu Barzani ve Talabani'ye atıyor. ABD Dışişleri, üçlü toplantıya ilişkin açıklamasında, "heyetler gelecekteki eylemlerin çerçevesi üzerinde anlaştı" ifadesini kullandı. Oysa Türkiye toplantının sonuçlarından memnun değil. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, toplantının 2 Ağustos'ta yapılması gerekirken ancak 6 Ağustos'ta yapılabildiği hatırlatıldı. ABD'nin "arabulucuyuz" sözlerine karşılık da, Amerika'nın toplantının düzen- leyicisi olduğu belirtildi. Metinde dikkat çeken bir başka bölüm "PKK ile mücadele konusunda yapılabilecekler hakkında görüş alışverişinde bulunulmuştur" şeklindeki ifadeler. Türk heyetinin Washington'da bulunduğu sırada ABD Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile Genelkurmay Başkanlığı ile PKK konusunda kapsamlı ikili görüşmeler yapması siyasi karar konusunun da gündeme geldiğini gösteriyor. Erdoğan'ın Sorosçu aydınlarla buluşmasının Washington'dan gelen af baskısının bir sonucu olduğu da Ankara kulislerinde konuşuluyor. TC BAŞBAKANI DİYARBAKIR'DA "MİSAFİR" Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir son olarak gazetelere verdiği demeçte Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır gezisi ile ilgili olarak "Misafirimizdir. Kendisini en iyi şekilde ağırlayacağız" anlamında sözler sarfetti. Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı Türkiye'nin bir şehrinde "misafir" olarak ağırlanıyor. Kukla Devlet propagandasının vardığı aşamayı göstermesi ve Türkiye'nin bir bölgesinin Türkiye'den ayrı bir varlık olduğunun kamuoyunun bilincine yerleştirilmesinde sergilenen çabaların ne aşamaya geldiğinin bundan daha çarpıcı ifadesi olamaz. İktidar cephesinden bu sözlere hiçbir tepki gelmedi | |||||||||||||||||||||||||
![]() İSTANBUL BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLİ EMİN ŞİRİN: "Erdoğan'ın izni olmadan konuşmaz" AYTUNÇ ERKİN AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan, 8-9 Ağustos 2005 tarihlerinde, Vatan gazetesinde yayımlanan röportajında, Türkiye'nin, KDP lideri Barzani dışında bir seçeneği olmadığını ısrarla iddia etti. Arslan, röportajında, açık bir şekilde "Barzanici"lik yapıyor ve bugün sorunlara Lozan'dan değil çağdaş dünyadan bakmak gerektiğini söylüyor. AKP'li vekil, TSK'ya yetki verildiğinde, insan hakları ihlalleri işleyebileceğini ifade ediyor. Görüşlerini, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e ilettiğini söyleyen Arslan, itiraz gelmediğini belirtiyor. İhsan Arslan'ın sözleri özetle böyle. Arslan'ı bu röportajlarının ardından, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "aydınları" kabul ettiği 10 Ağustos'taki "buluşmada", Hükümet'i temsil eden tarafta gördük. Arslan, AKP için ne ifade ediyor? Arslan neden böyle konuştu? Kim adına bu mesajları verdi? Arslan kim? "TAYYİP ERDOĞAN KONUŞTU"
İstanbul Bağımsız milletvekili Emin Şirin, İhsan Arslan röportajına açık bir şekilde tepki gösteren siyasetçilerden.Şirin, Arslan'la ilgili önemli bilgiler verdi: "Benim tanıdığım İhsan Arslan Tayyip Erdoğan'ın izni hatta talimatı olmadan konuşmaz. Dolayısıyla 'yakın danışman' Mücahit Arslan'ın babası İhsan Arslan'ı, 'Tayyip Erdoğan konuştu'" diye kabul ediyorum. Bu konuşmalardan şu sonuçları çıkarıyorum: TSK'ya daha fazla yetki verilirse, (daha doğrusu Avrupa seviyesinde bile yetki verilirse) TSK fazla sertleşir ve ipin ucu kaçar. Lozan'ı bir tarafa bırakmak lazımdır. Lozan artık demodedir. Azılı Türk düşmanlığı tescilli olan Barzani'yle İhsan Arslan'a göre menfaatlerimiz aynıdır, ittifak kurulmalıdır, İhsan Arslan'ın bu sözleri, Barzani'nin para basmaya hazırlandığı bu günlere söylemesi de ilgi çekici. Son olarak 'ayrılıkçılıktan' vazgeçti gibi görünen, teröristbaşını bile Kızılelmacı değerlendirmesi Arslan'ı doğru yere oturtuyor.'" "TAYYİP BEY TÜRK DEĞİL TÜRKİYELİ'DİR"
Emin Şirin'e, AKP içinden gelmiş bir vekil olduğunu hatırlatıyoruz ve parti içinde, "Kürt sorununa" nasıl bakıldığını soruyoruz:"Güneydoğu ve Kürt meselesinde üç ayrı grup var parti içinde. Cavit Torun gibi, demokratikleşme ve bireysel haklar çerçevesinde bakan hakiki Güneydoğulu demokratlar, (isim vermeyeyim ama herkes biliyor) PKK fikriyatına yakın, özerk bölge peşinde koşanlara Hem yurtiçi hem yurtdışında Kürtçülük yaparak siyasi rant elde etmeye çalışan siyaset bezirganları. Üç grubun içinde, bireysel hak ve özgürlükleri, üniter devlet yapısı içinde savunan ve Anayasa'nın söylediği gibi "Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür" maddesine inanarak evet diyenler dörtte biri geçmez, ikinci ve üçüncü grup bugün, bölücü terör örgütü ve siyasi uzantısından daha da muzurdur." Emin Şirin'e son olarak, "Sayın Erdoğan'ı nereye oturtuyorsunuz?" diyoruz: "Tayyip Bey kendi ifadelerine göre Türk değil Türkiyeli'dir. Onu da yerine siz koyun." "PARTİ KARAR VERMEDEN BU RÖPORTAJ ÇIKMAZ"
AKP içinde Emin Şirin gibi düşünen isimler var. AKP'yi ve İhsan Arslan'ı yakından tanıyan isimler, bu röportajın ne anlama geldiğini şöyle anlattılar: "İki buçuk senedir bir kelime laf etmeden saklanan, ancak Mercedes 600'ünde gördüğümüz İhsan Arslan böyle bir röportajı, partinin en yetkili organları organize etmeden ve karar vermeden katiyen vermez. Ayrıca, gerek parti gerek Amerika destekli bir durumu olmasa bu röportaj yapılmaz ve yayınlanamaz."İhsan Arslan röportajında, bu fikirlerini Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le de paylaştığını söylüyor ve karşı çıkılmadığını ifade ediyor. ERDOĞAN- ARSLAN İLİŞKİSİ
İhsan Arslan, AKP içinde nerede duruyor? Ne ifade ediyor? Başbakan Erdoğan'a yakınlığı şu sözlerle anlatılıyor: "İhsan Arslan'ın Sakarya'nın Sapanca ilçesinde villası var. Sayın Erdoğan da Arslan'ı zaman zaman Sapanca'da ziyaret eder. Belki de önümüzdeki günlerde Sapanca'da ev yaptırabilir Sayın Erdoğan. Bir not daha: Arslan'ın oğlu Mücahit Arslan'a, Erdoğan ailesi evlendirmek için kız bile bakmıştı. Yakınlığın derecesini varın siz anlayın."İhsan Arslan'ın oğlu Mücahit Arslan, Erdoğan'ın danışmanlarından. Asıl ismi, Ali İhsan Arslan. Ancak, çevresi onu "Mücahit" ismiyle biliyor. Arslan'ın asıl işi müteahhitlik, ithalat, ihracat işleriyle de ilgilenen Arslan, özellikle Ortadoğu ülkeleriyle yaptığı ticari ilişkilerle biliniyor. Partinin "kasası" olarak nitelendirilen Arslan, Erdoğan ailesine de çok yakın bir isim. AKP içinden bir isim parti içindeki lobiyi şöyle tanımladı: "Cüneyd Zapsu, Egemen Bağış, Mücahit Arslan, Dengir Mir Fırat. Bu isimler, 'Kürt politikasını'nda Erdoğan'a 'yol' veren isimler."
1980'LERDE ÖNE ÇIKAN DÖRT İSİM...
Peki İhsan Arslan kim? Tanıyalım!1980'lerde "radikal islamcılar" Güneydoğu'da Vahdet Kitabevi'nde toplanmıştı. Burada dört isim önce çıkmıştı: Molla Mansur Güzelsoy, Fidan Güngör, Hüseyin Velioğlu, Mehmet İhsan Arslan. Arslan'ı 1980'lerden bu yana tanıyan bir isim şöyle konuştu: "Özellikle 80'li yıllarda, işadamı kimliğiyle öne çıktı ve servet sahibi oldu. Şirketinin adı, Elif Dış Ticaret'ti. Bir yandan da Vahdet grubu 12 Eylülcüler tarafından destekleniyordu. Hizbullah ilişkisinde fikri olarak değil ama işadamı kimliğiyle öne çıktı." İhsan Arslan'ı tanımaya devam ediyoruz. Arkadaşları anlatıyor: "12 Eylül yönetimine yakındı. 1986'da Zaman gazetesinin üç kurucu ortağından biriydi. 1987'de gazetede bir darbe yaptı ama 15 gün sonra tüm hisselerini Alaaddin Kaya'ya devretti. Fehmi Koru da Arslan'ın yanındaydı sonra Kaya'nın yanına geçti." HİZBULLAH ARABULUCUSU
İhsan Arslan, Ankara'da olduğu yıllarda da Diyarbakır'a gidip gelmektedir. 1990'lı yılların başında, Hizbullah'ı temsil eden iki kitabevi var. Hüseyin Velioğlu'nun başında bulunduğu İlim Kitapevi ve Menzil Kitabevi'nin başındaki isimler, Fidan Güngör, Molla Mansur Güzelsoy. İlim-Menzil arasında yaşanan ayrılığın temelinde "silahlı mücadele"ye bakış açısı yatıyor. Çatışmalar başlar. 1992 yılı, Hizbullah için dönüm noktasıdır. Velioğlu (ilim) ve Güngör (Menzil), Yolaç (Diyarbakır- Silvan) köyünde bir araya gelir ve konuşurlar. Anlaşamazlar. 21 Aralık 1992 yılında, Ilim-Menzil çatışmasında, Menzil kanadının liderlerinden
imam Ubeydullah Dalar öldürülür. O dönemi yaşayan ve Hizbullah'a yakınbir isim şöyle konuştu: "MlT bu çatışmayı İhsan Arslan'ın durduracağını düşündü. Arslan Menzil grubuna daha yakındı. Ama dengecidiydi. Arslan bölgeye geldi ama barış olmadı. Bir not da şu: Menzil grubu o dönem PKK ile
ateşkes halindeydi."1994 yılında Menzil'in lideri Fidan Güngör kaçırılır. Güngör'den bugüne kadar haber alınamadı. İhsan Arslan'ın her zaman ateşli bir "insan hakları savunucusu" olduğu belirtiliyor. 199O'lı yıllarda Mazlum-Der Genel Başkanlığı, Başkan Yardımcılığı görevleri de yapan Arslan 1996'da, bir heyetle PKK kampına gitmişti. HAŞİMİ'DEN DESTEK
Türkiye'de Barzani'ye yakınlığıyla bilinen eski ANAP milletvekili Haşim
Haşimi, AKP Diyarbakır milletvekili İhsan Arslan'ın "Türkiye Barzani'yle ittifak yapmalıdır" sözlerini destekledi. Aydınlık'ın görüştüğü Haşimi, "İhsan Arslan bir realiteyi ortaya koymuştur. Bence Başbakan Tayip Erdoğan'ın aydınlarla buluşmasından çok Arslan'ın sözleri daha önemlidir" dedi.
|