• Ekonomi haberleri, Ana sayfası

    Türkiye, Asya ve Latin Amerika krizlerinden ders çıkaracak mı?

    YÜKSELEN ÜLKELERİN
    BANKA SORUNU




    Batık bankaların tahsil edilemeyen alacakları Hazineden sağlanan destekle, yani "sıradan yurttaşın cebinden" ödenecek. Latin Amerika ve Asya ülkelerinde yaşanan banka krizlerinin çeşitli nedenleri var ama Türkiye'de uygulanacak eylem planı, bu ülkelerdekilerle büyük benzerlikler taşıyor.
    HAYRİ KOZANOĞLU

    NTV MAG Aralık 2000, Sayfa 74-77

        Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ıBDDK) batık bankaların satışına ilişkin eylem planını 16 Kasım günü açıkladı. Buna göre Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bünyesindeki bankalardan Etibank ve Bank Kapital dışındaki 8'i, beş aşamalı bir planla satılacak, tüm süreç altı ay içinde tamamlanmış olacak.
        Özetlersek, batık bankaların tahsil edilemeyen alacakları TMSF bünyesinde kurulan Aktif Yönetim Birimi'ne devredilecek. Bilançoların kötü aktiflerden temizlenmesinin ardından, bankaların gerek duyduğu sermayeyi koyarak sermaye yeterliği rasyosunun tutturulmasını sağlayan girişimciler sözkonusu bankaların sahibi olacak. Bu 'temizlik' işlemi için gereken 6.1 milyar dolarlık tahvil Hazine tarafından BDDK'ye verildi. Bu tutarın 3 milyar dolarlık kısmı TL, 3.1 milyar dolarlık kısmı ise dövizden oluşuyor. Bu sadece 8 bankayı kurtarmak için gereken para; Etibank ve Bank Kapital faturaları bu miktarı daha da artıracak. Belki söylemeye bile gerek yok; Hazineden yapılan bu destek 'sıradan yurttaşların' cebinden çıkacak. Uygulanacak eylem planı özellikle Latin Amerika ve Asya'daki kurtarma operasyonlarıyla benzerlikler taşıyor. Biz de bu yazıda sözkonusu ülke deneyimlerini özetlemeye çalışacağız.

    BANKA KRİZLERİ NEDEN ÇIKIYOR?
        'Merkez bankalarının merkez bankası' olarak adlandırılan Uluslararası Ödemeler Bankası'nın 23 yükselen ülke için yaptığı kapsamlı bir araştırma banka krizlerinin nedenlerini açıkça ortaya koyuyor (bu araştırma Türkiye'yi kapsamıyor).
        Genellikle bu ülkelerde krediler üretimden daha hızlı artıyor. Diğer bir deyişle 'finansal derinleşme' gerçekleşirken kredilerin kalitesi iyice düşüyor. Hızla genişleyen imalat sanayiine ve emlak spekülasyonuna aktarılan kaynaklar bir ekonomik durgunluk anında bankacılık krizini tetikleyebiliyor.
        Yerel bankaların uluslararası bankalardan yaptığı borçlanmalar sonucu döviz kuru riskleri taşınamaz hale gelebiliyor. Örneğin Tayland'da bankaların dış borçlanmasının yerel kredilere oranı 1990'daki yüzde 17'lik düzeyinden, 1997 krizi öncesinde yüzde 46'ya kadar sıçramıştı. Düzenlemeler bankalar döviz kuru riskini kontrol altına alsa bile, müşteri şirketlere aktarılan döviz cinsi fonlar nedeniyle bir devalüasyon halinde bu kez de 'kredi riski' gündeme gelebiliyor. Yurtdışı krediler genellikle kısa vadeli olduğu için en ufak bir güvensizlik halinde yenilenmeleri (roll över) mümkün olmayınca gene krize davetiye çıkarılmış oluyor. Örneğin 1997 ortasından itibaren Kore, Endonezya, Malezya ve Tayland'a açılan kredilerin 90 milyar dolar gerilemesi 'Asya Krizi'ni çabuklaştırdı.
        Yakın dönemde, iskandinavya'deki bankacılık krizi karşısındaki çabuk ve kararlı tutum erken düzelmeyi getiren olumlu, Japonya'deki 'bekle gör' politikası ise sorunların derinleşmesine yol açan olumsuz örnek olarak önümüzde duruyor.
        Bankaların sorunlarla karşılaşmasının birinci nedeni mikroekonomiktir. Yani sermayenin yetersizliği, borçluların kredi risklerinin yeterince değerlendirilememesi, kredilerin bazı firmalar ve sektörlerde aşırı yoğunlaşması, bağlantılı şirketlerin aşın kredilendirilmesi, vade ve döviz kuru uyumsuzlukları, personel "azası ve teknolojik gelişmelerin gerisinde kalınması bu kapsamdadır.
        İkincı kriz nedeni makroekonomiktir. Doğal olarak. bankaların ekonomideki dalgalanmalara karşı önlemler alması beklenir. Ama döviz kurlarında, faiz oranlarında, ödemeler dengesinde oluşabilecek 'akut' değişiklikler müdebbir bankaları bile sallayabilir. Son dönemlerde küresel ekonominin yol açtığı bu şoklardan nasibini almayan 'yükselen ülke' yok gibidir.
        Üçüncü kriz nedeni ise sisteme ilişkindir ve çevre koşullarının etkin bir bankacılık sektörünün boy göstermesine izin vermemesinin sonucudur:
       
  • Devlet bankalarına özel misyonlar yüklenmesi rekabeti aksatabilir ve portföy farklılaşmasını engelleyebilir.
       
  • Hukuki düzenlemeler ve denetim sistemindeki yetersizlikler bankacılık sektörünün etkinliğini azaltır.
       
  • Menkul kıymetler piyasalarının az gelişmişliği uzun vadeli enstrümanların yokluğunu, bu da tüm uzun vadeli kredilerin bankalar tarafından verilmesini, dolayısıyla riskin yoğunlaşmasını getirir.


    Kamuoyu Egebank skandalı ile bankacılık sektörünün sakat yönleriyle ilgilenmeye başladı. Oysa dünyanın birçok ülkesinde benzer sorunlar yaşandı. Meksika'da 1985'te ciddi bir kriz yaşanmış, finans sektörü ve borsa çok zor durumda kalmıştı (üstte).
    TAHSİL EDİLEMEYEN KREDİLER SORUNU
        Bankacılık krizi sırasında İskandinav ülkelerinde tahsil edilemeyen kredilerin toplam kredilere oranı yüzde 10 civarındayken, bu oran ABD'de çok daha düşüktü. Aynı oran Çin, Endonezya, Tayland ve Çek Cumhuriyeti'nde yüzde 25'i buldu. Asya krizi ekonomik koşullar kötüleşirken tahsil edilemeyen kredilerin oranının nasıl hızla artabileceğini gösterdi. Bazı Doğu Avrupa ülkelerinde ise tahsil edilemeyen krediler kredi portföyünün üçte birine kadar yükselmişken aşağılara inmesi başarıldı.
        Tahsil edilemeyen krediler genellikle standartaltı, şüpheli ve batık olmak üzere üçe ayrılır. Bankacılık standartları, ödemesinde üç aylık aksama görülen kredileri standartaltı olarak tanımlar. Bu noktada sürekli yenilenerek ödeme güçlüğü gizlenen kredilere dikkat etmek gerekir. Bankaların varlıklarına ilişkin bir piyasa bulunmadığı için bu noktada büyük sorumluluk banka denetçilerine düşer. Örneğin Arjantin'de bir banka büyük bir şirketin durumunu riskli olarak saptarsa bütün bankaların bu şirketten alacakları tahsil edilemeyen kategorisine alınıyor.
        Denetim ilkeleri, tahsil edilemeyen krediler için karşılık ayrılmasını şart koşar. En yaygın uygulama standartaltılar için yüzde 20, şüpheliler için yüzde 50 ve batıklar için yüzde 100 karşılık ayrılmasıdır.
        Bir banka başka bir banka veya kamu otoriteleri tarafından devralınırken tahsil edilemeyen krediye karşı teminatların nakde dönüştürülmesi beklenir. Fakat özellikle ekonomik kriz zamanlarında gayrımenkuller başta olmak üzere teminat gösterilen varlıklar defter değerlerinin çok altına iner. Bazı ülkelerde ipotek edilen varlığın değerinin yüzde 70'i kadar kredi limiti tanınır (Hong Kong, Macaristan, Hindistan). Hisse senedi ve tahvillerin teminat kabul edildiği ülkelerde (Malezya, Singapur) daha sıkı düzenlemeler gerekir. Ekonomide toplam talep düşerken teminat gösterilen aktiflerin değeri de düştüğü gibi bizim BDDK benzeri yeniden yapılandırma kuruluşlarının kitlesel satışları arzı artırıp fiyatları daha da aşağı çekerek zararların kabarmasına neden olabilir. Özellikle Arjantin, Brezilya, Malezya ve Tayland'da hukuksal boşlukların borç takıp kârlı çıkma yollarının arandığı bir 'ödememe' kültürünün gelişmesine neden olduğu gözlendi.

    AHLAKİ TEHLİKE SORUNU
        Devletin bankaları kurtaracağına olan güven, sorumsuzca risk alınmasına neden olur. Çünkü, 'kârlar özelleşecek, zararlar kamulaşacak'tır. Bu nedenle banka ortakları zararların yükünü mümkün olduğunca taşımalıdır. Kore'de devlet yardımının koşulu zararlara karşı ortakların sermayesinin sıfırlanması, Meksika'da ise mevcut ortakların taze para enjeksiyonu yapması şeklinde saptanmıştır. Brezilya ve Hindistan'da bağlantılı şirketlere kredi verdiği saptanan bankalarda ortakların sorumluluğunun sermayeleriyle sınırlanamayacağı yorumu yapılmaktadır.
        Burada makro koşullar nedeniyle zor duruma düşen bankalar ile kötü yönetim ya da doğrudan sahtekârlıktan kaynaklanan krizler yaşayan bankalar arasındaki ayrım çok önemlidir. Birinci durumda deneyimleri nedeniyle mevcut yöneticilere kurtarma operasyonunda sorumluluk verilebilirken, ikincisinde sözkonusu yöneticiler en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.
    KÖTÜ ALACAKLAR KARŞILIK ORANLARI
    ÜLKELER SAĞLIKLI STANDARTALTI ŞÜPHELi BATIK
    Hindistan 0.25 10 20-50 100
    Endonezya 1 15 50 100
    Kore 0.5 20 75 100
    Malezya 1.5 20 50 100
    Tayland 1 25 50 100
    Brezilya - 20 50 100
    Meksika 1 20 60 100
    Çek Cum. 5 20 50 100
        Ahlâki tehlike sorunu tasarruf sahipleri için de geçerlidir. Bankalara olası bir hücumun önünü almak düşüncesiyle getirilen mevduat güvenceleri tasarruf sahiplerini yüksek risk-yüksek getiri ye yönelme anlamında baştan çıkartabilir. Bazen de Tekila krizinde Arjantin'in yaptığı gibi mevduat sigortası sorunlu zamanlarda gündeme getirilebilir.
        Mevduat güvencesi kriz sonrası yeniden yapılanma sürecinde tasarruf sahiplerinden sorunun bir an önce çözümü yolundaki politik baskıyı azaltarak kamu otoritelerine zaman kazandırması yanında çok sayıda dava açılmasının önünü alarak çözümü basitleştirdiği için de yararlıdır. Mevduat güvencesinin riskleri değerlendirme kabiliyeti sınırlı küçük yatırımcıları korumak, tasarruf sahiplerinin sadece büyük bankalara yönelmesini engellemek gibi yararları da vardır.
        Sorunlu bankaları tekrar yüzdürebilmenin en kestirme yolu kamunun sermaye enjeksiyonudur. Bu noktada 'sermaye enjeksiyonuna gereksinim duymayan bankalar", 'ancak sermaye enjeksiyonuyla yaşam bulabilecek bankalar' ve 'ciddi bir sermaye desteğiyle bile ayağa kalkamayacak bankalar' şeklinde bir sınıflama yapmakta yarar vardır.
        Sadece ikinci kategorideki bankalara yardım eli uzatılmalıdır. Burada birincil sermaye (Tier 1) ile kamunun bankaya el koyması ya da ikinci sermaye (Tier 2) enjeksiyonuyla bankanın sermaye yapısını güçlendirmesi ama kontrol sorumluluğu almaması seçenekleri söz konusudur, ikinci durumda da mevduatların önceliği korunacak, böylelikle bankanın özel tasarrufları cezbetme şansı azalmayacaktır.

    Endonezya'da yaşanan kriz Devlet Başkanı Suharto'nun sonunu getirmişti. Kriz sırasında Dünya Bankası Başkanı Wolfensohn ile Suharto biraraya gelerek çözüm yolları aramıştı (üstte). Kore'de batan bankalar için varlık yönetim şirketi KAMCO kuruldu ve şirket başarılı bir performans gösterdi.
        Kamunun sermaye enjeksiyonunda sıfır kuponlu tahvil kullanması nakit ödemesi gerektirmeyen bir güvence olurken, bankanın faiz yükümlülüklerini karşılamasına katkı sağlamayacaktır, ikincil piyasada pazarlanabilen tahviller ise bankaya taze nakit girişi temin ederken özel sektöre yeni krediler açma olanağı da verecektir. Ama aynı zamanda sorunların kaynağı olan borçlulara tekrar fon sağlayarak riski katmerlemek gibi bir olumsuzluğa da neden olabilir. Bir uzlaşma noktası tahvillerin ancak belli bir süre sonra satılabilmesiyle sağlanabilir. Meksika'da, mevduat sigorta kurumu (FOBAPROA) bankanın durumu kötüleşirse birincil sermayeye dönüşecek tahvilleri kullanarak sorunlu bankalara destek oldu. Malezya'da Donamodal adlı yeni bir kurum oluşturuldu. Kurum bazı sağlıklı bankalara munzam karşılığın düşmesi karşılığı sıfır faizli tahvil sattı; elde edilen fonlarla sorunlu bankalara operasyonel etkinliği artırmak ve birleşme görüşmelerini organize etmek için ortak oldu. Tayland'da ise mevcut ortakların taze para koyması karşılığı hükümet fon desteğini kabul etti.

    TAHSİL EDİLEMEYEN ALACAKLARIN YÖNETİMİ
        Yeniden yapılanma programında bir seçenek çürük kredileri sağlıklılardan ayırmaktır. Burada bankanın müşterisini tanıması avantajından feragat edilirken, tanışıklığı bulunan müşteriye gevşek davranma riski ortadan kaldırılmaktadır. Ayrıca kötü alacaklarına odaklanan bir bankanın yeni ve sağlıklı kredilere yoğunlaşmak için zamanı ve isteği kalmayabilir. Kötü alacakların ayıklanması aynı zamanda bankanın satılmasını da kolaylaştırır. Tüm kötü alacakların ayıklanması bankanın bunların yönetimi ve tahsili konusunda deneyim kazanmasını engelleyebilir. Aynı zamanda sorunlu bankanın daha iyi yönetilen bankalardan daha sağlıklı bir bilançoya sahip olması gibi bir adaletsizlik de yaratabilir.
    BANKACILIK KRİZLERİ
    ÜLKELER KÖTÜ ALACAKLAR (TOPLAM ALACAK DÖNEMLERE ORANLAR) KURTARMA OPERASYONUNUN MALİYETİ (GSYİH'NİN ORANI OLARAK)
    Şili 1981-85 16 19-41
    Kolombiya 1982-87 25 5-6
    Finlandiya 1991-93 9 8-10
    Malezya 1985-88 33 5
    Meksika 1995-97 13 14
    Norveç 1988-92 9 4
    Sri Lanka 1989-93 35 9
    İsveç 1991-93 11 4-5
    Tayland 1983-87 15 1
    ABD 1984-91 4 7
        Bir seçenek Macaristan'daki gibi sorunlu bankanın 'iyi banka' ve 'kötü banka' olarak ikiye bölünmesi, diğer bir seçenek de Polonya'daki gibi bankanın sorunlu krediler için ayrı bir örgütlenmeye gitmesidir.
        Alternatif bir yaklaşım da Japonya'da başlatıldığı, daha sonra Malezya ve Kore'de uygulandığı gibi bir varlık yönetim şirketi kurarak sorunlu bankaların tahsil edilemeyen kredilerini tek bir çatı altında toplamaktır. Özellikle gayrimenkul portföyü gibi varlıkların benzerlik gösterdiği durumlarda ölçek ekonomisinden yararlanma avantajı vardır. Varlık yönetim şirketi büyük borçluların karşısına tek vücut çıkma ve farklı bankalara teminat gösterilen varlıkları konsolide etme gibi avantajlara da sahiptir. Tayland'da kötü varlıklar sorunlu bankaların bilançolarında kalırken varlık yönetim şirketi borçların veya teminat oluşturan varlıkların satışı için ihaleler düzenliyor. Varlık yönetim şirketlerinin şeffaf ve objektif olmaları büyük önem taşır. Bağımsız bir tüzel kişiliğe sahip olmaları gereği de kabul görüyor.

    KÖTÜ VARLIKLARIN SATINALINMASI
        İsveç'te olduğu gibi varlıkların defter değerinin belli bir yüzdesine alınması benimsenebilir. Bu seçeneğin basitlik avantajına karşın, bankaları en kötü varlıkları satmaya, biraz umut vaat edenleri tutmaya teşvik etme riski vardır.
        Kore'de KAMCO daha sonra ayarlanabilecek bir fiyata varlıkları alırken, Malezya'daki varlık yönetim şirketi aldığı fiyatın üstünde bir nakit girişi sağlarsa bunun yüzde 80'ini bankaya iade ediyor. Meksika'daki FOBAPROA kötü alacakları piyasa fiyatının üzerinde aldığı suçlamasıyla eleştiriliyor.

    MÜLKİYETİN EL DEĞİŞTİRMESİ
        Mülkiyet değişikliği kapsamında ilk aşamada ülke içinde banka birleşmeleri düşünülebilir. Sermaye yapısı güçlü bir bankanın zayıf bir bankayla birleşmesi yönetim kalitesini yükseltirken, iki zayıf bankanın tek bir güçlü bankaya dönüşüp dönüşmeyeceği sorusu havada kalıyor. Birleşmenin sinerji etkisi ve maliyet düşürme beklentisi gibi olumlu sonuçlar yanında kurum kültürü farklılığı, bilgisayar sistemlerinin uyumlaştırılması vb. sorunların maliyeti de göz önüne alınmalıdır. Yabancı bankalarla gerçekleştirilecek birleşmelerden finansal hizmetin kalitesinin yükselmesi beklenebilirse de, vergi mükelleflerinin cebinden kurtarılan bankaların yabancılara teslimi politik tepkiye neden olabilir. Bu noktada yabancı bankaların çoğunluk hissesine sahip olmaması, sektörün belli bir yüzdesinden fazlasını ele getirememesi gibi önlemler düşünülebilir. Meksika yabancı mülkiyetini sınırlayan düzenlemeleri kaldırırken, Brezilya yabancı bankaların iki kat sermaye koyması uygulamasına son verdi. Orta Avrupa'da da yabancı sermaye bankacılık sektöründeki ağırlığını son yıllarda iyice artırdı.

    SONUÇ YERİNE
        Son dönemlerde başta Latin Amerika ve Doğu Asya olmak üzere birçok ülkede bankalar iflasın eşiğine geldi. Hükümetler çoğunlukla doğrudan veya dolaylı desteklerle sorunlu bankaları kurtarma yolunu seçtiler.
        Kore'de kurulan asset varlık yönetim şirketi KAMCO kamu fonlarıyla hayli yaratıcı bir performans sergiledi, ekonominin hızla düzelmesiyle kâra bile geçti.
        Tayland'da FRA piyasa ağırlıklı bir yaklaşım benimsedi. Tayland varlık yönetim şirketi kötü varlıkların ihalelerinin çoğunu kazandı. Satış fiyatlarının çok düşük oluşu kamuoyunun tepkisini topladı.
        Malezya'da kurulan iki yapıdan Danaharta tahsil edilemeyen alacakları satın alarak yönetme, Danomodal ise ayakları üzerinde doğrulabilecek finansal kuruluşların rehabilitasyonuyla görevlendirildi. Çalışmalar şirketlerin yeniden yapılandırılması çabalarıyla birleştirilerek belli başarılar kazanıldı.
        Meksika'da bankalara hücum önlenirken bankacılık sisteminin zayıflığı sürüyor. FOBAPROA banka varlıklarını ucuza satarak kamuyu zarara uğrattığı için eleştirildi, yabancı bankaların sektördeki ağırlıklarının artışı diğer bir kaygı konusu oldu.
        Kısaca, neredeyse tüm yükselen ülkelerde bankacılık sektörü kamu kaynaklarından, yani yurttaşın cebinden ayakta tutulmaya çalışılırken sistemdeki riskler sürüyor. Küreselleşmenin bir sonucu olarak bankacılık sektörü uluslararası finans sermayesinin talepleri ve çıkarları doğrultusunda yeniden şekilleniyor.
    YENİDEN YAPILANMA YÖNTEMLERİ
    ÜLKELER HÜKÜMETİN SERMAYE ENJEKSİYONU VARLIK YÖNETİM ŞİRKETİ YEREL BANKA BİRLEŞMELERİ YABANCI BANKA SATINALMALARI
    Çin * * *
    Kore * * * *
    Malezya * * *
    Arjantin * *
    Brezilya * *
    Şili * * *
    Meksika * * * *
    Çek Cum. * * *
    Polonya * * *
    Rusya * *
    Küreselleşmenin bir sonucu olarak bankacılık sektörü uluslararası finans sermayesinin talepleri ve çıkarları doğrultusunda yeniden şekilleniyor.

    Kaynaklar:
    - Bank Restructuring in Practice, BIS yayını August 1999.
    - BIS 2000 Annual Report.
    - UNCTAD World Trade and Development Report 2000.

  •  



    HaberBilgi.com
    Resimlerin taranması, yazıların düzenlenmesi ve sayfa tasarımı,
    Mart 2001 element