IMF VE DÜNYA BANKASI SERMAYE HAREKETLERİNİN HIZINA YETİŞEMİYOR 40 yılda 17 stand-by'ın sadece 6'sı başarılı oldu Nurhan Yönezer. EKONOMİST 18 Mart 2001. Sayfa 34-36
IMF, Asya ve Rusya'daki yenilgilerden sonra Türkiye'de de ağır bir darbe alınca, yeniden yapılanma isteyenlerin sesleri daha gür çıkmaya başladı. IMF uluslararası piyasalarda artık krizleri öngörememek ve önleyememekle suçlanıyor. Bunun yerine de Uluslararası Mali Sektör Düzenleme Kurumu'nun oluşturulması tartışılıyor. Türkiye'nin, bugüne kadar IMF ile yaptığı 17 stand-by anlaşmasından sadece altısının başarıya ulaşması, bundan sonraki IMF destekli programları da tartışmalı kılıyor. Bu arada son başarısızlığın ardından IMF'nin siyasi yapıyı, Türk siyasetçilerinin ise IMF'yi çağdışı kalmakla suçlaması, tam 40 yıl öncesine dayanan bu ilişkiye ayrı bir boyut kazandırıyor.2000 Kasım, 2001 Şubat krizleri, sadece "Ekonomik Program"ın yarıda kalmasını değil, programa destek veren uluslararası kuruluşları da tartışılır hale getirdi. 17'inci stand-by'ın krizle yarıda kalması, gözlerin IMF'nin bundan sonraki rolüne ve dünyada bu konudaki tartışmalara çevrilmesine yol açtı. Ekonomist'in araştırması, Türkiye'de bundan sonra izlenecek programın ana hattının mali sektör iyileşmesi olduğunu ve uluslararası kuruluşların yeniden yapılanma ihtiyacı ile karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Bugüne kadar ekonomik programların dış destek bulması için ön koşul olarak görülen IMF desteği, Türkiye tarafindan ilk kez l Ocak 1961 yılında alındı. Bu tarihte ilk stand-by'ını düzenleyen Türkiye, arkasından tam 17 benzer anlaşmaya imza attı. Anlaşmaların bazıları sona erdirildi, bazıları ise 1994 krizinde olduğu gibi yarıda kaldı. Başarılı program sayısı bunların içinde sadece 6. Ancak Türkiye her yeni istikrar programında IMF'nin kapısını çalmaktan geri durmadı. Bu süreç içinde dünya önce serbest piyasa ekonomisini kutsallaştırdı ardından da globalleşmeyi. Türkiye globalleşme rüzgarı içinde yerini almaya çalışırken, hem kendi iç sorunlarıyla uğraştı hem de bu rüzgarın etkisinden kurtulamadı. İşte IMF'nin ve Dünya Bankasının rolleri, bu değişim sürecinde tartışılmaya başlandı. IMF'nin kuruluş amacına ve yapısına baktığımızda karşımıza ülkelerin ödemeler dengesi krizlerini önlemek için devreye giren uluslararası bir reçete kuruluşu çıkıyor. IMF daha sonraki yıllarda bu misyonunu biraz daha genişleterek, yoksulluğu önlemeye dönük çalışmalara da girişti. Ancak yıllar içinde duvarların yıkılması ve globalleşme sürecinde sermaye hareketlerinin ve fon akımlarının dünyada çok hızlı hareket etmesi yeni krizlere yol açtı. Bütün dünyayı etkileyen Asya ve Rusya krizleri işte bu noktada patlak verirken, IMF'ye ilk ciddi ve doğrudan eleştiri bu krizler sırasında geldi. Sürekli başvurduk IMF bu krizlerde öncelikle erken uyarı sistemini işletememekle ve çağdışı kalmış bir kuruluş olmakla suçlandı. Yeniden yapılanması ya da yerine başka bir uluslararası kuruluş oluşturulması konusunda da görüşler ortaya çıktı. 1999 yılı sonunda Türkiye, yeni bir ekonomik program açıklarken, Dünya Bankası ve IMF'ye de başvurmayı ihmal etmedi. Kimilerince bu başvuru eleştirildi. Sonradan globalleşme içinde bu kuruluşların onayı olmadan dış kaynak musluklarının açılamayacağı gerekçesiyle IMF'nin de rolü tekrar benimsendi. Ancak özellikle programın ilk yıllarında çıkan Kasım Krizi, ardından da 2001 Şubat Krizi, herşeyin sil baştan hazırlanmasına neden oldu.
IMF'nin karnesiStand-by'lar boyunca IMF'nin karnesine bakıldığında, ödemeler dengesi çıkışlı krizlerde genelde başarılı olduğu ancak özellikle ülkelerin kendi iç dengesizlikleri ve sermaye hareketlerinin sürprizleri konusunda başarılı olamadığı, hatta bu tür krizleri öngöremediği ortaya çıkıyor. Ekonomist'in başvurduğu yetkililerin görüşlerine göre Türkiye'de ortaya çıkan tablo ise şöyle: Hem Kasım hem de Şubat krizlerinde Türkiye bir taraftan, IMF'yi beceriksizlikle suçlarken, IMF'de Türk siyasi yapısını suçluyor. IMF'ye göre siyasilerin direnmesi olmasaydı, yapısal reformlar ve özellikle BDDK'nm kurulması zamanında yapılabilseydi bu IMF Türkiye krizler olmayacaktı. Türkiye ise Başbakan Ecevit'in değindiği gibi IMF'yi yeni koşullara adapte olamamakla suçluyor. Öngörüleri zayıf Bazı Türk teknokratlara göre IMF bugüne kadar stand-by'ların sosyal boyutlarını zaten hesaba katmıyordu. Ancak şimdi de sermayenin hızlı hareketlerini öngöremiyor ve buna göre bir strateji geliştirmekten aciz. Aynı görüşe sahip olanlar, sadece bunun için bile IMF'nin dayattığı anlaşmaların bire bir uygulanmaması gerektiğini öne sürüyor. Aynı çevreler çok sıkı müzakereler sonucu karma bir ekonomik programın ortaya çıkması gerektiğini söylerken, Kemal Derviş'in programının adının "ulusal program" olarak konulmasını da bu gerekçeye bağlıyorlar.
Krizin temel nedeniTürkiye açısından bakıldığında dünyadaki temel problemin ekonomiye yansımasının kriz yarattığı görülüyor. Ancak özellikle yolsuzluk ve usulsüzlüğün yoğun olduğu, kamu bankalarının sektör içinde fazla yer tuttuğu bu tür ekonomilerde krizler çok daha ağır yaşanıyor. Hemen ardından da reel sektör etkileniyor. Ekonomi yönetiminden yetkililer, son krizden sonra yapılan bir başka tartışmayı şöyle açıklıyorlar: "Kriz Türk Mali Sistemi'nin yapısından kaynaklandı. Şimdi deniyor ki, önce mali sektörün sorunları çözülseydi ondan sonra Enflasyonla Mücadele Programı uygulansaydı. Bu yaklaşım ilk bakışta haklı görünüyor olabilir. Fakat Türkiye'nin böyle bir lüksü yoktu. Depremden çıkmıştık, borçlanma sürdürülemez bir haldeydi. Bir yandan programa başlandı bir yandan mali sektörle ilgili uygulamalara. Ancak şu bir gerçek. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun oluşturulması 10 ay gecikti. Karar alma mekanizmaları işlemedi. Dolayısıyla maliyet çok arttı. BDDK kurulduktan sonra da olayın polisiye boyutuna el atıldı. İyileştirmeler çok hızlı olamadı." ![]() IMF tartışılıyor Şu anda IMF'in bizzat yönettiği bir ekonomi yönetimi değil de sadece Türkiye'nin koşullarının dikkate alındığı bir yönetim göze çarpıyor. Ancak Ulusal Program ortaya çıktıktan sonra IMF'nin ve Dünya Bankası'nın desteğinden vazgeçilmesi de mümkün görünmüyor. IMF ise bir ikilem içinde. IMF'te başta ABD olmak üzere G7'nin büyük ağırlığı var. Bu ülkeler ise bir anlamda patronu oldukları IMF'e "Çok fazla açılma, krizlerin önlenmesi ya da çıktığı zaman nasıl çözüleceğine yoğunlaş" diye baskı yapıyor. Bu bağlamda hem Dünya Bankası hem IMF yeniden yapılanma peşinde. Ancak bu yeniden yapılanmanın kısa vadede tamamlanması beklenmiyor. Bunun nedeni ise hem IMF'nin yıllardır kemikleşmiş hantal yapısı, hem de muhalif görüşlerin yoğunlaşması. Bir kısım ekonomi uzmanı ise global bir mali sektör düzenleme kurulunun oluşturulması gerektiğini savunuyorlar. Bu görüştekilerin gerekçesi ise IMF'in Amerika ve gelişmiş ülkelerin etkisi altında hareket etmesi. Eğer böyle bir kuruluş oluşturulursa, daha eşitlikçi bir katılım olacağını ve krizlere karşı da daha rasyonel bir şekilde önlem alınacağı savunuluyor.
Sermaye hareketleriIMF'nin hem yeniden yapılanmada göz önüne alacağı, hem de açıkça olmasa da değinmeden geçemediği bir konu ise dünyada sermaye hareketlerinin çok hızlı hareket etmesi. Bu hızın istikrarsızlığa ve krizlere yol açtığını savunanlar, uluslararası fınansal mimarinin güçlendirilmesi için yeni standartlar, şeffaflaşma, krizleri önleme stratejisi, kriz ortaya çıktıktan sonra uygulamaya konulması gereken yeni çözüm önerileri üzerinde tartışıyorlar. Yetkililer, IMF'nin ödemeler dengesi problemleri ve bir ülkenin iç dinamiklerinden kaynaklanan sorunlarla uğraşmaya alışkın olduğunu ancak fon akımlarının hızlanmasıyla ortaya çıkan krizlerle başa çıkamadığını belirtiyor. Sadece IMF'nin değil bütün ekonomi otoritelerinin bu konuyu tartıştığını söylüyorlar. Bu tartışmaların boyutları öyle bir noktaya gelmiş durumda ki bu tür krizler çıkınca ödeme güçlüğü içinde olan borçlularla alacaklılar arasındaki ilişkiler için uluslararası iflas mahkemelerinin kurulmasını bile öngörüyorlar. Nurhan Yönezer |
HaberBilgi.com
Resimlerin taranması, yazıların düzenlenmesi ve sayfa tasarımı,
Mart 2001 element