• Ekonomi haberleri, Ana sayfası

    Hazırlayan: Orhan KARACA - Ekonomist, 15 Ekim 2000

    Yoksulluğun istikrarlı büyümeden başka ilacı yok

        Dünya Bankası'nın önceki hafta basına açıkladığı 'Turkey: Economic Reforms, Living Standards and Social Welfare Study" (Türkiye: Ekonomik Reformlar, Yaşam Standartları ve Sosyal Refah Araştırması) adlı raporda, Türkiye'deki yoksulluğun boyutu, etkileri ve nasıl azaltılabileceğine dair zengin bilgiler bulunuyor.
        Yoksulluğun azaltılmasında kullanılabilecek başlıca iki yöntem var. Bunlardan birincisi hızlı ve istikrarlı bir büyüme oranını tutturmak. Bu durumda toplumun genel refah seviyesi artacak ve doğal olarak yoksulların sayısı da azalacak.
        İkinci yöntem ise kısaca "zenginden alıp fakire verme" diye tanımlayabileceğimiz, gelirin yeniden dağıtılması politikalarının uygulanmasını gerektiriyor. Bu politikaların araçlarını, tarımsal desteklemeye ve sosyal güvenliğe daha fazla kaynak aktarılması, zenginlerden daha fazla vergi alınıp yoksullara bedelsiz sağlık ve eğitim hizmeti verilmesi gibi yollar oluşturuyor.
        Dünya Bankası'nın raporunda yer alan analizler, Türkiye'de yoksulluğu yenmek için hızlı ve istikrarlı bir büyümeden başka çare olmadığını gösteriyor. Dünya Bankası uzmanlarının hesapları gelirin yeniden dağıtılması politikalarının Türkiye'de yoksulluğu azaltıcı değil artırıcı yönde etkisi olduğunu gösteriyor.
        DİE'nin 1987 ile 1994 yıllarında düzenlediği hanehalkı gelir ve tüketim harcamaları anketlerinden yararlanılarak yapılan hesaplara göre, söz konusu yıllar arasında Türkiye'de yoksulların sayısı yüzde 2.3 azaldı. Esasında kentlerde yoksulluk arttı ama kırsal kesimdeki yüksek oranlı azalma genel oranın da düşüş yönünde olmasını sağladı.
        Sayfadaki tabloda Dünya Bankası uzmanlarının bu analizinin sonuçlarını görüyorsunuz. Tablodaki eksi değerler yoksulluğu azaltıcı etkiyi, artı değerler ise yoksulluğu artırıcı etkiyi gösteriyor. Ekonomik büyüme ve gelirin yeniden dağıtımı değerlerinin toplamı, yoksulluktaki değişimi vermiyor ve bir artık ortaya çıkıyor. Dünya Bankası uzmanları bu artığın nedeninin, büyüme ve gelirin yeniden dağıtımı arasındaki karmaşık etkileşim olduğunu söylüyor.
        Hızlı ve istikrarlı büyümenin yoksulluğu nasıl azalttığını, raporun 41'inci sayfasında yer alan şu iki cümle özetliyor: "...Tüketimdeki yüzde 1'lik artış ekonomik yönden zayıf insanların sayısını yüzde 1.6, yoksulların sayısını ise yüzde 2.1 azaltıyor. Buna göre, ekonomik yönden zayıf nüfusun yan yarıya azaltılması için, kişi başına tüketimin, her yıl yüzde 5 olmak üzere, altı yıl süreyle yükselmesi gerekiyor."
  • YOKSUL SAYISI 1.6 MİLYON MU, 23.7 MİLYON MU?
        * Dünyada satın alma gücü paritesine göre günde 1 dolarlık gelir yoksulluk sınırı olarak kabul ediliyor. Bu yöntem Türkiye'ye uygulandığında yoksulların toplam nüfusa oranı yüzde 2.5'te kalıyor. Bu oranı 2000 yılı nüfusuna uyarladığımızda, yoksul sayısı 1.6 milyon olarak çıkıyor.
        * Temel gıda maddelerinden oluşan bir sepetin Türkiye'deki satın alma maliyeti dikkate alınarak hesap yapıldığında ise yoksul nüfusun oranı yüzde 7.3 olarak çıkıyor. Buna göre ülkemizde halen 4.8 milyon yoksul var.
        * Sepete gıda dışındaki temel ihtiyaç maddeleri de dahil edildiğinde ise yoksulların toplam nüfusa oranı yüzde 36.3'e fırlıyor. Ancak bu durumdakiler tam yoksul olarak değil, "ekonomik yönden zayıf' olarak nitelendiriliyor. 2000 yılı itibariyle Türkiye'de ekonomik yönden zayıf insanların sayısı 23.7 milyonu buluyor.
        * Medyan yöntemiyle hesaplanan kişi başına milli gelirin yarısı dikkate alındığında ise yoksulların oranı yüzde 15.7 olarak hesaplanıyor. Bu oranı 2000 yılına uyarladığımızda yoksul vatandaşlarımızın sayısı 10.3 milyon olarak bulunuyor.

     



    HaberBilgi.com
    Resimlerin taranması, yazıların düzenlenmesi ve sayfa tasarımı,
    Ekim 2000 element