![]() |
||
Hüseyin Vodinalı / Paris - Aydınlık, 20 Kasım 2005, Sayı 957, Sayfa 44-45. 27 Ekim akşamı iki göçmen gencin, Paris'in kuzey banliyölerinden Klişi Su Bua'da, polisten kaçarken elektrik trafosuna girmesi ve ölmesi, ayaklanmaları başlatan kıvılcım oldu. Binlerce aracın yakıldığı ve kamu binalarının ateşe verildiği ayaklanmalarda polis ve eylemciler arasında silahlı çatışmalar yaşandı. Olaylar sonucu, Fransa'da 1955'teki Cezayir savaşından tam 50 yıl sonra, olağanüstü hal uygulamaları yeniden gündeme geldi. 400'den fazla yerleşim yerinde gençler için sokağa çıkma yasağı uygulandı. Fransız parlamentosu, hükümet için olağanüstü hal ilan etme yetki süresini 12 günden üç aya çıkartan yasa tasarısını kabul etti. İçişleri Bakanı Sarkozy, ayaklanmalara karışanları sınır dışı etmekle tehdit etti. Bir Türk gencin yaralandığı da olaydan iki gün sonra ortaya çıktı. Üç yıl önce Fransa'ya gelen 17 yaşındaki Şanlıurfalı Muhittin Altun, ülkeyi saran isyan ateşini başlatan olayın tanığıydı. Polis ve savcılık tarafından kimseyle görüştürülmeyen Altun, "polis tarafından kovalandıkları" ifadesini değiştirmesi için polisten, değiştirmemesi için ise göçmen toplumundan büyük baskı görüyordu.
GENÇLER NE DİYOR?Olayların asıl nedeni ise başından beri tartışma konusu oldu. Faslı Kerim, İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'yi suçluyor. Kerim: "Böyle olaylar daha önce de olmuyor değildi ama ufak tefekti, bu sefer deniz taştı. Bence sorun Sarkozy. Bizi tanımlaması, bizden söz edişi. Çok küçük bir adamın bizden bu şekilde bahsetmesini kabul edemeyiz. Mağripli, hatta Türk gençlerden bahsederken 'o pislikleri basınçlı su ile temizleyeceğim' dedi. Sarkozy'nin istifa etmesini istiyorum. Sarkozy'nin bizi entegre edeceğini söylemesine de karşı çıkıyorum. Ben ondan daha Fransızım. Burada, başkentte doğdum. Entegre edilecek birisi varsa o kendisidir, ben zaten Fransızım. Sarkozy bir ara pozitif ayrımcılıktan söz etmişti ama onu da hiç görmedim. Burada olan şu, bastırılan bir şeyler patladı. Sarkozy cumhurbaşkanlığı adaylığıyla meşgul. Fransızların gerçek sorunlarıyla hiçbir zaman ilgilenmedi. Banliyölerde bugün olanlar yıllardır öngörülebilir şeylerdi. 3-5 ay önce değil 30 yıl önce görmeleri gerekirdi." Cezayirli Murat: "Polis kontrollerinde Fransız vatandaşı değil, yabancı gibi muamele görüyoruz. Burada ülkemizde değiliz. Şunu özellikle söylemeliyim; Paris'in banliyölerinde ve diğer kentlerde yakılan bu araçlar, duyduğumuz öfkenin bir ifadesidir. Uzun zamandır duyduğumuz öfkenin. Bundan anlaşılması gereken şu: Sorun Sarkozy. İsyanımız yavaşladı ama sanmasınlar ki biz polisten korkuyoruz. Asıl polis bizden korkuyor. Ayaklanmamız Sarkozy gidene kadar sürecek ve daha da ciddileşecektir. Sarkozy oradaysa biz de buradayız." Bu banliyölerde yaşayan Türkler de olayların tamamen Sarkozy'nin emrindeki polis teşkilatının kışkırtmasıyla çıktığını anlatıyor. SARKOZY'NİN POPÜLARİTESİ Bir kamuoyu araştırması, son günlerdeki şiddet olaylarının ardından İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'nin popülaritesinin giderek arttığını ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, Sarkozy'nin popülaritesi kasım ayında 11 puan artarak yüzde 63'e çıktı. "Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın popülaritesinin yüzde 39 olduğu" belirtilen araştırmada, Başbakan Dominique de Villepin için olumlu düşünenlerin oranı da yüzde 50. Aynı araştırma, Fransızların yüzde 68'inin, son şiddet olaylarıyla ilgili Sarkozy'nin müdahalelerini haklı gördüğünü ortaya çıkardı. Araştırmaya göre, Fransızların yüzde 62'si, "şiddet olaylarında mahkum edilen göçmen gençlerin, oturma izni olsa bile derhal sınır dışı edilmelerini" talep eden Sarkozy'yi haklı buluyor. Artık göçmenlerin yaşadığı banliyölerde, 50'li yıllarda oturan Fransız işçilerinin oylarıyla yüzde 20 oy alan komünistler, bugün yüzde 4'lerde. Diğer sol partiler de yıllardır oy kaybına uğruyor. Fransız solu kışkırtmaların çok uzun süre önce başladığını, bu göçmenlerin dışlanarak, işsiz bırakıldığını, gözaltına alındıklarını ve aşağılandıklarını söylüyor. Sarkozy'nin hesabı ise eğer tutarsa, 2007'de Chirac'ın koltuğuna sağlam bir oy oranıyla oturmak ve istediği tüm değişiklikleri yapmak. Sarkozy, aşırı sağın da oylarını alarak refah düzeyi giderek düşen ülkenin sırtında bir yük gibi gördüğü göçmenleri aşamalı biçimde tasfiye etmeyi planlıyor.
Eski Paris Belediye Başkanı olan şimdiki Cumhurbaşkanı Jak Chirac ise sessiz ve derinden yeniden adaylığı düşünüyor. Chirac'ın getto isyanları başladıktan çok sonra konuşmasının ve olayları geri planda izlemesinin, Sarkozy'nin öne çıkarak yıpranması için özellikle tercih ettiği bir tutum olduğu yorumları yapılıyor. Ancak Fransa'da siyasetin iç politika hesapları, sonuçta burada yaşayan Türkler de dâhil, göçmenler için kötü sinyaller veriyor. Sarkozy, bu ayaklanmalarla bir taşla iki kuş vurmuş oluyor. İlki, ülkenin göçmen politikasını ve buna bağlı sosyal harcamalarını kısarak sertleştirmek, ikincisi de Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkmak için kanıtları genişletmek. Din faktörü de isyanlar sırasında dile getirilen bir unsur oldu. Özellikle iki camiye polis tarafından atılan göz yaşartıcı gaz bombaları isyanı alevlendirdi. Ancak olayları içinden yaşayanlar isyanın türban ya da Fransa'nın Müslümanlara doğrudan yaklaşımıyla ilgisi olmadığını belirtiyor. Konuştuğumuz en dindar Türkler bile Başbakan Recep. Tayip Erdoğan'ın "Türban yüzünden oldu" ifadelerini şaşkınlıkla karşılıyor ve "Bizim başbakanımız bu kadar mı cahil ve bilgisiz, inanamıyoruz" diyorlar. Türkiye'nin Fransa Büyükelçisi Uluç Özülker de Başbakan Erdoğan'ın bu açıklamalarıyla, bu ülkede yaşayan Türkleri düşüncesizce tehlikeye attığını kaydediyor. Dışlanmışlık ve yaygın işsizlikle gettolaşan Fransa banliyölerinde yaşam giderek zorlaşırken, şimdilik durulma eğilimine giren isyanlar, patlamaya hazır bir bomba gibi Paris'in yanı başında duruyor. Avrupa'da yükselen neo-ırk-çılık ve yabancı düşmanlığı oy kaygılarıyla hareket eden Sarkozy gibi ucuz politikacıların yüzünden gettolardaki basıncı her geçen gün yükseltiyor. Bu kez olaylar fazla kan akmadan yavaşladı. Ancak Fransa'nın kanayan yarası 5 milyon dışlanmış göçmenin sorunları gelecek günlerde tehlikeli işaretler veriyor. Bu isyanlar her an yeniden ve daha şiddetli olarak uyanabilir ve özellikle Almanya başta olmak üzere tüm Avrupa'ya yayılabilir. |
||||||