Banu Avar'la Sınırlar Arasında: İsveç'in Nobeli, TRT1, 11 Aralık 2006 "Amaca ulaşmak için her yol mübahtır"
Bu batılı bir atasözüdür, doğulu atasözleri seçilen yolun çok daha önemli olduğundan söz ederler
Batı dünyası hedefe ulaşmak için barış ödülü de verir, silah da satar. Küresel seçkinler çıkarları doğrultusunda her yolu denerler. Her ülkede kendilerine yakın insanları örgütler, küçük gruplar oluşturarak kaleyi içten fethetmeyi hedeflerler. Kendilerine yakın olanları ödüllendirir şöhrete garkederler ki, başkaları da aynı yolu izlesin.
Son zamanlarda batı dünyası Türkiye'deki aydınlara ödül verme yarışında. Orhan Pamuk Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı, ardından Leyla Zana Norveç'te Barış Ödülü sahibi oldu, Elif Şafak'ta İsveç'te bir ödüle layık görüldü.
Dünyada barış, edebiyat ve bilim ödülleri modasını başlatan Alfred Nobel'dir. Kendisi petrol ve silahla bir servet edinmiştir. Suçluluk duygusuyla olsa gerek, ölüm makinalarıyla kazandığı paranın ödüllerde kullanılmasını vasiyet etmiştir.
Gelin İsveç'e gidelim, ödüllerin ve silahların izini sürelim.
Banu Avar'la Sınırlar Arasında: Oslo - Dünyada Barış Havarileri, TRT1, 27 Kasım 2006 Tarihte barış söyleminin en çok duyulduğu bir dönemde yaşıyoruz. Batı dünyasında barış derneklerinden, barış komisyonlarından, barış havarilerinden geçilmiyor. Bazı ülkeler barış görüşmelerine ev sahipliği yaparak ünleniyor. Bu arada Ortadoğu'da, Asya'da, Afrika'da kan akıyor. Dünya, üçüncü binde kana boyanıyor.
Uygar devletlerin temsilcileri yüzlerinde medeni tebessümlerle ekranlarımızda beliriyor, ölenle öldürenin arasında yerlerini alıp kameralara poz veriyorlar.
Bu oyun son yıllarda Norveç'in başkenti Oslo'da sık sık sahneye konuyor. Taraflar masaya oturduklarında, onları masaya oturtanlar acaba ne kadar tarafsızlar? Kıbrıs'ta tarafsızmıydılar? Ya Filistin'de? Sudan'da da pek tarafsız görünmüyorlar.
Oslo tüm barış görüşmelerinin başkenti. Amerika'nın terörle mücadelesindeki en sıkı müttefiği. Bir barış havarisi, ama dünya silah sanayinin en önde gelen ülkelerinden biri. Avrupa Birliği üyesi değil, fakat birliğin askeri yetenekler oluşturma çabalarının en büyük destekçisi.
Yüz yıldır dünyaya barış ödülleri dağıtıyor. Yüz yıldır dünyaya silah satıyor. Acaba barış ödülleri neyin bedeli?
Banu Avar'la Sınırlar Arasında: Helsinki'den Kıbrıs'a, TRT1, 13 Kasım 2006 ... Gazi Paşa'nın ölüm yıldönümüydü. Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuş, Batılı devletlere tarihin en büyük hayal kırıklığını yaşatmıştı.
Bir kaç gün sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, dünyadaki 7. Türk Cumhuriyeti'nin 23. kuruluş yıldönümü. Batı ikinci hayal kırıklığını Kıbrıs'la yaşadı. Her iki olayı da hiç unutmadı. Mustafa Kemal'in değişiyle, Türkiye'nin nefes borularından biri olan Kıbrıs, Batı için de vazgeçilmez önemdeydi.
1950'den beri ve özellikle son 10 yıldır Yeşil Ada, Türkiye'nin AB yolculuğunun en önemli maddesi haline getirildi. Her müzakerenin ana şartı oldu. Her Avrupa Birliği yetkilisi masaya Kıbrıs'la oturdu Kıbrıs'la kalktı. Her zirvede Kıbrıs konuşuldu.
Bugün Avrupa Birliği dönem başkanı Finlandiya'nın yetkilileri de, Kıbrıs için dahiyane çözümler teklif ediyor; Finlandiya, bu sizin son şansınız diyor.
Gelin, Helsinki'den Kıbrıs'a bakalım.
Banu Avar'la Sınırlar Arasında: Strazburg'da Türk Olmak, TRT1, 30 Ekim 2006 8 Kasım'da Avrupa Birliği komiserleri Türkiye'nin AB'ye uyum sürecinde geldiği noktayı değerlendirecekler. Son bir yılın muhasebesi yapılacak. Kıbrıs'ta limanlar açılmalı diye başlanacak, Türkiye'de ifade özgürlüğü yok, reformlar yavaş, Heybeliada Ruhban Okulu açılmalı, din özgürlüğü olmalı sözleri yine havada uçuşacak.
Sizi Strazburg'a götürüyorum. Avrupa'nın ikinci başkentine, Avrupa Birliği'nin temellerinin atıldığı kente, Avrupa'da insan haklarını savunma merkezine.
Acaba orada din, ifade, basın özgürlüğü gerçekten var mı? Acaba azınlık haklarına saygılılar mı?İşçilerimiz orada insani şartlarda çalışıyorlar mı?
Gelin kısa bir yolculuğa çıkalım...
Banu Avar'la Sınırlar Arasında: Almanya, TRT INT, 10 Ekim 2006 Almanya şu ünlü deyimle AB yolundaki Türkiye'ye en sert eleştirileri yapan ülkelerin başında. Avrupa'da en fazla Türk nüfus barındıran ülke de Almanya.
Son zamanlarda Alman politik arenasında Türk isimlerine sıkça rastlıyoruz. Bu genç Türk politikacıların da Türkiye'ye karşı Almanları aratmayacak sertlikte tavırlarına tanık oluyoruz. Bu genç politikacılar kariyerlerinde hızla yükselirken demeçlerinde Ermeniler'in soykırım iddialarına, Batı'nın Kürtçü söylemlerine sıkça yer veriyorlar. Türkiye'de dil ve din özgürlüğü yok diyorlar, kısacası büyükleri ne söylerse tekrarlıyorlar.
Berlin'de onlardan bazılarıyla ve bağlı oldukları partilerdeki Alman politikacılarla konuştuk. Uluslarası Af Örgütü'nün Almanya'da İnsan Hakları İhlalleri Raporu'na bir göz attık. Kırk yıldır can güvenliği sağlanamayan, ana dilde eğitim yapamayan, çifte vatandaşlık alamayan ve ifade özgürlüğü yasaklanan Almanya'daki azınlıklarla görüştük.
Sizi Almanya'ya götürüyorum. Gelin biraz da biz onların ne kadar "kriterlere" uyduğunu inceleyelim.
Mustafa Kemal Atatürk'ün 1923'de Konya'daki bir konuşmasından alıntı:
"Bozuk zihniyetli milletlerde büyük çoğunluk başka hedefe, aydın denen sınıf başka zihniyete sahiptir. Aydın sınıf telkinle, aydınlatma ile büyük çoğunluğu kendi amacına göre ikna etmeyi başaramayınca, başka yollara başvurur. Halka zorbalık etmeye başlar. Başarıya ulaşmak için, aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında tabii bir uyum olması gerekir. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği ilkeler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalı. Bu halk bir defa karşısındakinin samimiyetle kendilerine yardımcı olduklarına inanırsa her türlü hareketi derhal kabule hazırdır. Bunun için gençlerin her şeyden evvel millete güven vermesi gereklidir."
(Kaynak: Siyasal Sistemler, Kemalizm bölümü. Ahmet Taner Kışlalı)
Televizyonlardan Önemli Haber ve Bilim programları